17
- March
2016
Posted By : admin
Viyola Düştü Yola

Viyola Düştü Yola

Bugün 17 Mart 2016. Değerli ağabeyim Ruşen Güneş’in 76. Doğum Günü. Bundan yaklaşık üç yıl önce, 2013’ün Nisan ayında Mersin Üniversitesi’nin düzenlediği 1. Ulusal Keman ve Piyano Günleri’nin açılış konserinde Ruşen Güneş, piyanist Can Çoker ve viyolonselci Münif Akalın ile J. Brahms’ın Op. 25 1 numaralı sol minör Piyanolu Dörtlüsü’nü çaldık. Konser sonrasında birlikte yemek yerken Güneş sık sık yaptığı gibi eski anekdotları, anılarını anlatıyordu. Bu anıları ve hikayeleri onu tanıyan, tanımayan herkesin öğrenmesi ve tarihe bir not düşmek amacı ile “bir kitap yazayım” dediğimde bana ilk söylediği sözler “Viyola Düştü Yola” oldu. Ve böylece bu kitabın da ilk adımı atılmış oldu.

Sevda-Cenap And Müzik Vakfı’nın 6 Aralık 2014 tarihinde Güneş’e verdiği Onur Madalyası da bu kitabın gerçekleşmesine vesile oldu. 14 aylık bir çalışma ile ortaya çıkan kitap için Güneş’in Türkiye, İngiltere ve Amerika’daki 100’ü aşkın dostu, meslektaşı ve aile bireyleri ile görüştüm. Aralarında Simon Rattle, Daniel Barenboim, Trevor Pinnock, Suna Kan, İdil Biret, Gürer Aykal ve daha çok sayıda sanatçının da bulunduğu dostları renkli anıları ve Güneş hakkındaki samimi düşünce ve duyguları ile “Viyola Düştü Yola”nın “roman tadında, kolay ve keyifle okunur” bir kitap olarak ortaya çıkmasına büyük katkıda bulundular.

Güneş’in yaşamını ve kariyerini gazete haberleri, eleştiriler gibi belgelere dayanarak yazarken mümkün olduğunca ülkemiz müzik tarihinin de belgelenmesine katkıda bulunacak, bu yapıya bir tuğla ekleyecek bir kaynak da oluşturmaya çalıştım. Güneş’in özel bir sevgi duyduğu siyah-beyaz fotoğraflar ve olaylara bazen paralel giden şiirleri ile de farklı bir tat kazanan bu kitap hakkında yorum yapmak da siz okurlara, müzikseverlere kalıyor.

İyi ki doğdun Ruşen Güneş. Sağlıklı, konserli ve bol şiirli nice yıllar dilerim. Yüzünden kahkahan eksik olmasın.

Orhan Ahıskal

Category:

Comments

  • Kitabı bir solukta okudum. Çok güzel akıcı bir dille yazılmış nasıl bittiğini anlayamadım.
    Kitabın başlangıcı beni tekrar tasasız özgür neşe dolu çocukluğumuza götürdü. O günleri
    tekrar yaşadım. Suların çağıldadığı, dallarının meyveleri taşıyamadığı onca ağacın
    bulunduğu bahçemizde yeniden koştum, üstlerinde buğuları hala duran üzüm salkımlarından
    koparttım.

    Kitabın devamı akademik bir kariyeri anlatmakta olsa da araya serpiştirilmiş şiirler,
    anılar, alıntılar ve hatıratlarla roman tadında bir belgesel olmuş. Rahat okunuyor.
    Çok güzel ve kapsamlı bir araştırmanın sonucu ortaya çıktığı hemen belli olan kitaptan
    çok etkilendim. Ilk kitap için çok başarılı diye düşünüyordum ki Orhan Ahıskal’ın diğer
    eserlerinin de olduğunu öğrendim.

    Kendisini bu muhteşem çalışma için kutlar başarılarının devamını dilerim.

  • Ruşen Güneş ismini duyunca kitap bende bir merak uyandırdı. Çünkü onunla kitapta adı geçen Bağ Evinde okul tatilinde oynadığımızı hayal meyal hatırlıyorum. Bu yüzden kitabı aldım ve okudum. Üslup ve akıcı bir dille yazılması benim okuma alışkanlığımı değiştirdi. Normalde gece yatmadan önce okur ve uykum gelince yatarım. Bu kitabı elimden bırakamadım. Kitabın başlangıcında adı geçen kişi ve mekanları tanıyor olmam bunda etkili olmuştur muhakkak. Zira Ruşen Güneş’in Babaannesi Hatice teyze, biz ona Beypazarı şivesiyle “Ettar Teyze” derdik, rahmetli annemin baba bir anne ayrı ablasıdır. Ama Ruşen Güneş ile irtibatım çocukluk yıllarında oynadığımız Bağ Evinden sonra kesildi. Bir kaç yıl evvel Beypazarı’ında bir konser verdiğini duydum ancak gidemedim. Hiç olmazsa telefonla arayarak tebrik edeyim dedim, ama beni hatırlamadı. Demek istediğim şu ki, kitabın başlangıcını elimden bırakamayarak okuduğum gibi, sonraki gelişmeleri de, şahıs ve mekanlar tanıdık olmamasına rağmen aynı heyecan ve keyif içinde okudum. Bu da yazar Orhan Ahıskal’ın bir başarısıdır diye düşünüyorum.

    Orhan Ahıskal’ı bu güzel eserinden dolayı kutluyor, bana eski günlerimi yaşattığı için şükranlarımı sunuyorum.

Leave a Reply