17
- June
2018
Posted By : admin
Keman “Rezidansı”!

2014 yılında solo keman resitalleri ve her düzeyde okullarda yaptığım ve Batı müzik kültürünün farklı unsurlarını anlattığım sunum ve sunum-resitalleri içeren Düştüm Yola projeme başladıktan sonra ilk turnelerimden birini Güneydoğu Anadolu ve Doğu Akdeniz'e yaptım. Burada Diyarbakır, Hasankeyf, Mersin ve Adana'da yaptığım resitallerin yanı sıra Diyarbakır'da Aram Tigran Belediye Konservatuvarı, Batman Üniversitesi, Adana ve Mersin Devlet Konservatuvarlarında müzik öğrencileri ile atölye ve ustalık çalışmaları, Mersin ODTÜ Koleji, Batman Fen Bilimleri Koleji ve Akdeniz Opera ve Bale Derneği'nde de çeşitli konularda sunum-resitaller yaptım. Bu turne sırasında Diyarbakır Surp Giragos Ermeni Kilisesi'nde verdiğim resital ve Suriçi'ndeki olayların çağrıştırdıklarını "Sur'da Surp" başlığı ile daha önce yazmıştım.

Bu turnedeki en çarpıcı yer Dicle Nehri kenarındaki yüksek uçurumların üstünde bulunan ve 12 bin yıllık geçmişi olan Hasankeyf'ti. Tarih boyunca yirmi kadar kültüre ev sahipliği yapan Hasankeyf'te insan yapısı binlerle mağara, üç yüzü aşkın tarihi yapı ve bir de Marco Polo'nun İpek Yolu'nda ilerlerken muhtemelen üzerinden geçtiği ve şimdi yalnızca yıkıntısı kalan taş ve ahşaptan köprü bulunuyor.  

Hasankeyf'te yapacağım resital çevrede uygun yapı bulunmadığından yeni tamamlanan seyir terasında açık havada gerçekleşecekti ama planlanan tarihte havaların kötü olmasından dolayı Diyarbakır konserinden sonraya ertelendi. Diyarbakır'dan iki gün sonra Batman'a döndüğümde artık oldukça ılık bir bahar havası vardı.

Soyunma/çalışma odası olarak kullandığım tiftik oba çadırı

Konserin olacağı mekânda derme çatma bir çay bahçesi dışında bir tesis bulunmadığı için hemen yakında turistik amaçla kurulmuş bir Yörük çadırısoyunma/ısınma odası bana tahsis etmişlerdi. Yörük kültürünün keçi kılından yapılma bu harika unsuru soğuk kış günleri için ideal olsa da bu ılık bahar gününde ve gün boyu güneş altında bir sauna gibi ısınmıştı. İçeride ayakta durmak da mümkün değildi.

Kemanın sesini duyan meraklılar kafalarını sık sık çadırdan içeri uzatıyorlardı. Ayrıca üniversiteden bir grup öğrenci de yöre insanının sıcak konukseverliğinin birer örneği olarak sık sık bir ihtiyacım olup olmadığını soruyorlardı. 

Hasankeyf'te kulis!

Ben ısınmaya devam ederken dışarıda bir anons duyuldu. Kaymakamlığa ait bir araç nehrin Hasankeyf'le seyir terasının olduğu yakayı birbirine bağlayan köprü üzerinde gidip geliyor ve çevredekilere akşamki konseri duyuruyordu: 

"Bu akşam saat 18.30'da Orhan Ahıskal keman resitali olacaktır.
Tüm halkımız davetlidir."

Ben bu çabanın küçük yerlere has bir güzellik olduğunu düşünürken anons daha yaklaşmıştı. Ama yapılan anons benim biraz önce duyduğumu zannettiğimden biraz farklıydı. Bu akşam "Orhan Ahıskal keman resitali" değil "Orhan Ahıskal keman rezidansı" olacaktı! Gülse miydim yoksa ağlasa mıydım karar veremedim. Önümde trajikomik bir Türkiye hikâyesi vardı. Her tarafın "rezidans" reklamı dolu olduğu bir ülkede bir vatandaşın muhtemelen hiç duymadığı bir sözcüğü anlamasını ya da hatırlamasını beklemek ona haksızlık olurdu ve konunun esas sorumluları da zaten orada değillerdi.  

Dicle nehri kıyısında Hasankeyf manzarası ile solo resital

Bu anons başka bir konuyu daha ortaya çıkarmıştı. Yarım saat sonra Saygun, Baran ve Sun'un eserlerinden oluşan hem çalması hem de dinlemesi ağır bir program çalacaktım. Bir de Diyarbakırlı besteci Rohat Cebe'nin burada seslendirilmek üzere yazdığı Hasankeyf başlıklı solo eser vardı. Büyük bir ihtimalle yaşamlarında ilk defa bir keman resitali hatta bir klasik müzik konseri dinleyecek olan halka ilk adım olarak daha kolay kavranabilir ve zevk alınabilir bir program sunmak daha olumlu sonuçlar verecekti. Programı değiştirmeye karar verdim ama ne çalacaktım ki?

Yanımda çalacağım eserlerden başka nota olmadığı için ezberimi yoklamaya başladım ve sonuçta J. S. Bach'ın bas eşliksiz keman için Sonat ve Partitalarından bölümler ile Vivaldi Dört Mevsim'in iki tanesini solo olarak çaldım. Cebe'nin "Hasankeyf sular altında kalmasın" sözleri ile biten eseri de bestecinin de katılımıyla gerçekleşmiş oldu.

1116 yılında yapılan ve şimdi sadece ayakları kalan köprü ve çarpıcı uçurumların günbatımında manzarası

Güneşin Dicle Nehri üzerinde Batıya doğru alçalması ile "uygarlığın beşiği" Mezopotamya'nın derin izlerini taşıyan Hasankeyf daha da sihirli bir havaya büründü. Hasankeyf'in binlerce yıllık tarihi yanında bebek sayılabilecek 300 yıllık eserler ilk ve son defa bir araya geldiler o akşam.

Not: 20 yıldır yapımı devam eden Ilısu Barajı'nda su tutulmaya başlanması ile Hasankeyf'in yüzde 80'i sular altında kalacak. Koruma ve kurtarma amacı ile tarihi köprünün geriye kalan ayaklarına su altında uzun zaman sağlam kalabilmesi için güçlendirme yapılırken 1473 yılında yapılan Zeynel Bey Türbesi de (bkz. kapak resmi) su altında da kalmaması için daha yukarıda bir noktaya taşındı.

Category:

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.